Kimim ve neden buradayım?

Herkese merhaba! Adım Volkan, soyadım Yüksel. Siz kendinizi betimler misiniz, bilmiyorum ama herkes kendini birkaç kelimeyle tanıtmaya çalışsa, ”işte bu” dediği öz tanımı yapabilir mi? Ben yapabildiğine inananlardan -fazla iddialı- biri olsam gerek. ”Düşünen adam” diyorum kendime. Orijinali Paris’te bulunan ve onlarca kopyası olan bir heykel gelmiş olabilir aklınıza fakat bu da çok kestirme olurdu. Belki çok basit ve banal olarak nitelendirilebilir diye düşünmüyor değilim. Ama ben buyum. Tüm dünyada numunelerinin oluşturulması, kopya dahi olsa insanların haberdar olması için benzerlerinin sergilenmesine izin verilen bir heykel mi ”düşünen adam” tamlamasına büsbütün sahip olmalı?
‘Düşünen adam. Uygulamaya gelince üşenen adam’ diye de ekliyorum peşine. Sadece düşünmekle kalmıyorum yani. Pratikte hiçbir şey yapmayarak kendimi büsbütün açıklamış oluyorum zannımca. Bakıldığında çokta olumlu bir ekleme değil gibi gelmiyor değil, değil mi? Sadece düşünen bir kişi olarak tasvir edilmek, aklını kiraya vermiş milyonlarca insanın yaşadığı bu yerkürede, kişiye çok fantastik manalar kazandırabilecek ağırlıkta olsa gerek. Öte yandan, üşengeçlik ne kadar kötü olabilir ki? Tembellikten ziyade üşengeçlik daha hoş kokular bırakıyor bende, çünkü araştırmalara göre tembellik, keyif alınmayan işleri yönetirken yapılan hatalar olarak tasvir ediliyor. Yani sıkıcı olarak gördüğün işle iştigal ederken tembellik edebiliyorsun da denilebilir. Fakat ben öyle değilim ki! Büyük haz duyduğum şeyleri yapmıyorum. Uygulamaya gelince üşengeç birisiyim, fakat bir gün yaparsam çok keyif alacağım şeyler var kafamda..

Buralarda top koşturmaktansa günlük tutmak da belki bir alternatifti benim için. Çünkü yazdığım her kelimenin altında para kokusu gelmiyor burnuma. Ha oraya yazmışım ha buraya gibisinden bir düşünce işte. Ta ki şunu fark edene kadardı bu ikilem: Benim gibi düşünenler var ve kendilerinin bir türlü başlamaya cesaret edemedikleri bu şeyi, üretmeyi ve paylaşmayı, bir örnek görüp de cesaret kazanarak yapmaya çalışabilir. Neden olmasın? Neden yıllar sonra sevgi ve şükran dolu mailler almaktan geri kalayım ki? Amaç bu olmasa da, insanların mutlu olmasına vesile olmak ne kadar kötü olabilir? Haddimi aşarak hayatına girmiş olmam yetmezmiş gibi bir de cesaretlendirme kadar küstahça(?) görülen bu faaliyeti yapma hazzından neden mahrum kalayım ki? Düşünüyorum, düşünüyorum. Bu sefer üşenmekten uzağım..

Peki ne yazacağım? Kendime sürekli sorduğum bir soruydu bu, benim gibi niyetlenen herkes gibi. Her seferinde dönüp dolaşıp aynı cevapla karşılaşıyordum. Bingo! Ne istersem onu yazacağım! Bazen okuduğum bir kitaptan aktarmaya muhtaç olduğumu hissettiğim bir bölümü, bazen bir şarkının bende yaşattığı duyguları, bazen bir filmin kanıma işleyen senaryosunu, bazen gezdiğim tarihi sokaklarda teneffüs ettiğim havayı, bazen seni, bazen kendimi.. İnsanı yazacağım kısaca. İnsan.. Büyük malzeme. Çarşaf çarşaf kağıt harcasan yine de tüketemeyeceğin bir malzeme hem de. Umarım malzemesi tükenmeyen insan, kendini tüketmez.

Sayın okur,
Kendimi tanıtırken ne yaşımdan, ne yaşadıklarımdan, ne tahsilimden ne de toplumdaki konumumdan(!) bahsettim. İnsanların fiyatını oluşturan etiketlerden uzak bir kişi olmaya gayret ediyorum. Bakarsınız bir gün, filmlerdeki gibi orman evinde yaşayan emekli çiftler gibi hayatımı yaşarım.

Saygılarımla

Volkan Yüksel

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın